trenfrdeitjaru
ŞAHMERAN KONAK BUTİK OTEL & RESTAURANT
ŞAHMERAN KONAK BUTİK OTEL & RESTAURANT
ŞAHMERAN KONAK BUTİK OTEL & RESTAURANT
ŞAHMERAN KONAK BUTİK OTEL & RESTAURANT

           Camiiler Ve Külliyeler

 

 

KÜLLİYELER VE CAMİİLER
Özellikle Kastamonu kent merkezi küçük bir yerleşim olmasına karşın eskisi yaklaşık olarak 800 yıl geriye giden ve sayısı 6 olan külliyelere sahip olması; kentin tarihsel anlamada ne kadar gelişkin bir eğitim ve kültür hayatına sahip olduğunu göstermektedir.

YILANLI KÜLLİYESİ - ABDULFETTAF-I VELİ TÜRBESİ
Hepkebirler Mahallesi Yılanlı Sokak üzerindendir. Orijinal yapıdan günümüze sadece portali (Taç Kapı) ulaşmıştır.

Portalin nişini üç yönde dönen yazıta göre, Anadolu Selçuklu Veziri, Muinüddin Süleyman Pervane’nin oğullarından Ali Bin Süleyman tarafından 1272/3 yılında yaptırılmış, yapının mimari ve mali kontrolünü Gevherbaş bin Abdullah yürütmüş, uygulamayı Mimar Said el-Kayseri gerçekleştirmiştir.

Anadolu Selçuklu şifahanelerinin Kastamonu’daki tek örneği olan bu yapının özgün biçimi hakkında bilgi yürütmek zor görünmektedir.  Ancak aynı dönem şifahanelerinin benzer şeması dahilinde orta avlu etrafında gelişen revak ve hücre dizisinden oluştuğu düşünülebilir.

Portal (Taç Kapısı) Selçuklu geleneğinin tüm özelliklerini sergiler. Kapı aksına göre sağ taraftaki duvar örgüsünde kullanılan devşirme lahit parçası üzerindeki koyun yada boğa ve girlandlardan oluşan motifin yılan sayılması nedeniyle uzun zamandan bu yana yapıya Yılanlı Külliye’de denmektedir.

1925 yılında yayınlanan Mehmet Behçet’e ait Kastamonu Asar-ı Kadimesi adlı eserin notları arasında, yazar, döneminde külliyenin şeyhi ile yaptığı görüşmede yapının 1837 tarihinde büyük yangın geçirdiğini ve Sultan Mahmud tarafından tamir ettirildiği yazmaktadır. Daha sonra külliye II. Abdülhamid döneminde bir tamir daha görmüştür. Yapı 1924 yılında Kadiri tekkesi olarak kullanılmaktadır.

Yapı günümüzde darüşşifa, cami, Abdülfettah-ı Veli Türbesi ve iki adet şadırvandan ve dergah evinden ibarettir.

Yapının hastane fonksiyonu özellikle yapıyı kullanan Kadiri tarikatı içerisinde de devam etmiş, yapı bu fonksiyonunu tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar sürdürmüştür. Çeşitli psikolojik ve harici hastalıkların tedavisinde kullanılan ayna, taş, tas ve diğer araç gereçler ile el yazması kitaplar son zamana kadar dergâhta muhafaza edilmiştir

 

ATABEY KÜLLİYESİ
Atabey Mahallesi Kefeli Sokak üzerindedir. Cami içten içe 30 x 19 m boyutlarında dikdörtgen planlı, tek giriş kapısı mihrap ile aynı aksta olan, harimi üç yönde çevreleyen mahfeli ahşap dikmeler ile taşınan bir yapıdır. Bu dikmeler nedeniyle camiye halk arasında “Kırk Direkli” denmektedir.  Ahşap tavan ve ahşap kırma çatılı bir yapıdır. Güneydoğu köşesinden bitişik olan, caminin banisine (kurucusu-yaptıran) ait olduğu düşünülen türbeyle, hariminde bir kapı ve bir hacet penceresiyle bağlantı kurulmuştur.

1273 yılında inşa edilen camiye adını veren “atabey” in Çobanoğullarından Muzaffereddin Yavlak Arslan bin Alp Yürek olması kuvvetli bir olasılıktır. Ancak Kastamonu’da halk arasında yaygın görüş olarak camiyi Kastamonu kati olarak Türk topraklarına katan ve Çobanoğlu Beyliği’nin de kurucusu olan Hüsameddin çoban Bey tarafından yaptırıldığına inanmaktadır.

16. yy’dan başlayarak yapı çeşitli onarımlar görmüştür. Bilinen en eski onarım 1568 yılında olup, bu tarihte İstanbul’dan Mehmet Çavuş gerekli onarımların yapılması için Kastamonu’ya gönderilmiştir.  1705 yılında yapının harap olmasına karşın, yapının mütevellisi Müderris Hasan onarım işleriyle ilgilenmemiş, bunun üzerine Samsun’a kalebent (Kalededn çıkmama cezası) olarak gönderilerek cezalandırılmıştır. Aynı zamanda yapı üzerinde 1800 ve 1871 yıllarına ait tamir kitabeleri bulunmaktadır. Yapı 1943 depreminde zarar görmüştür.

Atabey Camisinin Beylikler Döneminin, Beyşehir’de bulunan Eşrefoğlu (1296-1299), Kastamonu Kasaba Köyü’nde Mahmut Bey Camisi gibi, ahşap direkli ve boya nakış süslemeli camilerin çizgisinde bir yapı olduğu, geçirdiği onarımlar sonucunda mimari karakterini yitirdiği kabul edilebilir.

 

a- Atabey Türbesi

Atabey Camisi bitişiğindedir.  Caminin doğu duvarından bir kapıyla geçilen, 8.65 x 4 m boyutlarında, içinde beş sanduka bulunan, aynalı tonozlu bir mekan ve buran ulaşılan, içerisinde biri Muzaffereddin Yavlak Arslan’a ait olması olası üç sanduka bulunan, içten sekizgen, dıştan 6.30 m çapında dairesel planlı bir başka bölümden oluşmaktadır. Dış duvarlarında moloz taş içerisinde tuğlalar yatay ve düşey yerleştirilerek motifler oluşturulmuş. Tuğla üzerinde yer yer sır izlerine rastlanmaktadır.

1273 tarihli caminin banisi Muzafferrddin Yavlak Aslan’ın yaptırdığı sanılmaktadır.  Türbenin benzer mimarisi 13.yy’dan başlayarak Anadolu’nun diğer kesimlerinde görülmektedir.

b- Atabey Medresesi

Saraçlar Mahallesi Sanatokulu Caddesi ile Kuruçay Caddesinin kesiştiği köşe üzerinden bulunuyordu. Atabey Camisi ile birlikte 1273 yılında yapıldığı kabul edilmektedir. Bu binanın 1523 tarihinde müderris Kastamonulu Cafer Efendi tarafından ahşap olarak yeniden inşa ettirildiği bilinmektedir.  Bu yapının tamamen harap olmasıyla 1906’da duvarları kagir döşeme ve tavanı ahşap yeni bir medrese yapılmış, 1950’lerde Atabey İlk Okulu olarak kullanılmış 1965’ten sonra da yıkılmıştır.

Camiye bağlı olarak cami ile aynı taihte yapılan bir de kütüphane bulunmaktadır.  Kütüphane de 1920’li yıllarda 126 eser vardır ve bunların 34’ü el yazması imiş. Kıymetli kitaplar arasında Tehfe-i Vehbi, Külliyat-ı Ebü’l-Beka, Divan-ı Hayali, Vankulu, Tarih-i Raşid ve Kitabü’l-Eşbah sayılabilir.

 

İSMAİL BEY KÜLLİYESİ :

Candaroğulları Beyliği’nin yarattığı kültürel ve sanatsal atmosferin en güzel örneklerinden biri olan İsmail Bey Külliyesi, yüzyıllara vurulmuş bir simge olarak Kastamonu’nun en göz alıcı tarihsel eserlerinden biridir.

Kent merkezinde İsmail Bey Mahallesinde yer alan külliye, üzerinde MÖ. 2.yüzyıla ait iki adet kaya mezarı ile birde kaya fasadının bulunduğu Şehinşah Kayası üzerinde yer almaktadır.

Candaroğulları Beyliğinin son hükümdarı İsmail Bey tarafından yaptırılan külliye içerisinde, camii, türbe, medrese, han, hamam ve kütüphaneden oluşan beylikler devri sanatının en güzel örneklerini sergileyen yapılar topluluğu bulunmaktadır.

a- İsmail Bey Camisi
Zaviyeli olarak adlandırılan camiler grubundandır. Kesme taş duvarlı yapının 18 x 9.30 m. boyutlarında, çift kubbeyle örtülü harimi, iki yanındaki zaviye odalarıyla T biçimi oluşturmakta, mihrap arkasındaki giriş yönünde kesme taş ayaklar üzerine oturan beş kubbeli son cemaat yeri bulunmaktadır. Mermer işçiliği ile göze çarpan giriş kapısı ve süslemeli minaresiyle Beylikler Devri mimarisinin en iyi korunmuş örneğidir.

Yazıtına göre 1454 yılında Candaroğlu İsmail Bey tarafından yaptırılmıştır. İsmail bey’in 1460 tarihli vakfiyesine göre han, hamam ve arazi vakıfları da bulunmaktadır.

b- İsmail Bey Türbesi
Külliye içerisinde yer almaktadır. Türbe kare planlı, tromplu kubbe örtülü, özenli kesme taş işçiliği olan bir yapıdır. Yapının bir kenarı dıştan 10 m, içten 6.85 m’dir. Giriş, doğu cephesinin ortasından verilmiş, diğer cephelerine birer pencere açılmıştır. Kubbe kasnağında bir pencere dizisi daha vardır. Kubbe ve trompları dıştan örten piramidal örtü kurşun kaplıdır.

Yapı İsmail bey’in 1460 tarihli vakfiyesinde yer almaktadır. Giriş kapısı üzerinde yazıt yeri olmasına karşın yazıtının olup olmadığı bilinmemektedir. İsmail Bey’in, Kastamonu’dan ayrılma tarihi olan 1461 yılından önce yaptırıldığı ise kesindir. İsmail Bey türbesi olarak anılmasına karşın kendisi buraya gömülmemiştir. Türbe de İsmail Bey ailesinden şahıslar gömülüdür.

Türbede 4’ü ahşap 6’sı mermer 10 sanduka vardır. Mermer sandukalarda yazıtlar bulunmaktadır. Bilinen sanduka sahipleri Ulemadan Seyyid Ali Acemi, Ulemadan Safiyyüddin Efendi, İsmail Bey’ in oğlu İshak Bey, Ayşe Hatun ve İsmail Bey’ in kızı veya kız kardeşi olan Azade Hatun’ a aittir.

Türbenin giriş kapısı üzerindeki kemerden sarkan bir taş süslemesi bulunmaktadır. Beşgen yapıda köşebentlere sahip bu süslemeye sanat tarihi literatüründe mukarnas adı verilmektedir. Ancak Kastamonu’daki yaygın bir inanışa göre bu süsleme aslında İsmail Bey’in portresidir. Özellikle İslam Sanatında kişi çizimi yasak olduğu için İsmail Bey mimarı ya da sanatçısına yakından bakıldığında olağan bir süsleme uzaktan bakınca ise kendi yüzünü andıran bir uygulama yapmasını istemiş ve sanatçı bunu başarmıştır.

c- Deve Hanı
Külliye içinde yer alan yapı, 11 x 4ç30 m boyutlarına, ortası kubbe, iki yanı beşik tonoz ile örtülü üç bölümlü giriş holü ve buradan geçilen 12.88 x 11.15 m boyutlarında dikdörtgen planlı, tonozlu büyük bir mekândan oluşmaktadır.

1460 tarihli İsmail Bey vakfiyesine göre camiye vakfedilmiştir. 1952 yılında çatı örgüsü tamir geçirmiştir.

Deve Hanı, avlusuz-kapalı tip hanlar grubunda yer almaktadır.

Adından da anlaşılacağı üzere, genellikle Deve Kervanları ile Kastamonu’ ya uğrayan ticaret erbabının konakladığı bir handır. Hanın içinde zamanında develerin bağlandığı bölümler dikkat çekmektedir. Dikkat çekici bir nokta Deve Hanı’nın giriş kısmıdır. Girişte iki kapı mevcuttur. Dış kapı içtekine göre daha geniştir. Bunun sebebi; yüklü olarak hanın önüne gelen develer dış kapıdan alınmakta ve iki kapı arasında sağ ve sol yanlarda bekçi odalarının bulunduğu kısmın önündeki bir metre yükseklikteki yük boşaltma yerine yüklerini boşaltmaktadırlar. Eğer develer yüklü olarak dış kapıdan içeri giremezse, hayvana fazla yük bindirdiği gerekçesi ile deve sahipleri ceza ödetildiği de düşünülmektedir.”

d- İsmail Bey Hamamı
Günümüzde külliye sınırları dışında külliyenin batısında yer alır. Ahşap soyunmalık bölümünün dış görünümü konutu andırmaktadır. Ortası kubbeli dikdörtgen planlı sıcaklık ve arkasında yer alan iki halvetli bir düzen göstermektedir. Yine İsmail Bey vakfı olan Kale (Saray) Hamamıyla aynı plan şemasında yapılmıştır.

İsmail Bey’in vakfiyesinde yer alan hamamın camiyle birlikte inşa edildiği düşünülmektedir.

 e- İsmail Bey Medresesi
 Külliye içinde yer alan medrese, 10.45 x 10 m boyutlarında kareye yakın planlı bir avlu etrafında U biçimi oluşturan tonozlu on hücre ve avlunun aksına yerleştirilmiş kubbe örtülü 7x 6.25 boyutlarındaki dershaneden oluşmaktadır. Yapıya giriş batıdaki hücre dizisi arasındaki, üstü yine tonozlu 2.30 enindeki geçitten sağlanır.

1460 tarihindeki İsmail Bey vakfiyesinde medreseden söz edilmiş ama İsmail bey’in bu tarihte Filibe’ye sürgün sonrasında medresenin inşaatı bir süre duraksamış, ancak bundan 25 yıl sonra bitirilebilmiştir. Yazıtında İsmail bey’in isminin geçmemesi de bu görüşü destekler.

İsmail bey’in döneminin önde gelen bilginlerinden Niksarlı Muhyiddin için yaptırdığı söylenen medrese, dershane iç duvarındaki 1846 yılında onarım görmüştür.

Şakayık – ı Numaniyye isimli eserde medrese için şunlar yazılmaktadır; “ Bu devirde meşhur olan hiçbir alim yoktur ki İsmail Bey’ in ilmi müessesesine uğramamış olsun. Hatta bu alimler arasında Fatih sultan Mehmet’ in birkaç misli ücret teklif ederek İstanbul’ a davetini kabul etmeyip İsmail Bey’ in yanında kalmayı tercih edenler vardır.”

f- İsmail Bey Çeşmesi
İsmail Bey Mahallesi Aşağı İmaret Yolu üzerinde külliyenin yakınındadır. Su haznesi bulunan çeşmenin ön yüzü dikdörtgen çerçeve içerisine alınmış üstten teğetli sivri kemerden oluşmaktadır. Kemer üçgenleri içerisinde birer rozet bulunmakta, ayrıca “maşallah” yazısı ile saksı içerisindeki çiçek motifi görülmektedir. Yazıtına göre 1798 yılında yapılmış ve bir başka yazıta göre 1890 yılında onarılmıştır.

İsmail Bey’in vakfı olması nedeniyle mevcut çeşmenin yerinde Candaroğulları dönemine kadar giden başka bir çeşmenin olduğu düşünülebilir.

Külliye’de ayrıca kütüphane de mevcuttur. Ayrıca İsmail Bey Cami batısındaki büyük ocaklı oda bir imaret olduğunu da göstermektedir.

NASRULLAH CAMİİ VE ŞADIRVANI
Osmanlı İmparatorluğu’nun Kastamonu’da inşa ettiği ilk anıtsal eserlerden biri olan Nasrullah Cami, hem heybeti hem de tarihte önemli olaylara şahitlik etmesiyle Kastamonu’nun en önemli sembollerinden biridir.      

Kent merkezinde yer alan camii, meydanı, şadırvanı, köprüsü ve bir de daha sonradan eklenen medrese ile bir külliye görünümündedir.

II. Beyazıd döneminde 1506 yılında Nasrullah Kadı tarafından köprü ve şadırvan içindeki su havuzları ile birlikte yaptırılan camii,  Kastamonu’nun en büyük tarihsel camisidir. 1746 yılında genişletilmesine kadar 6 kubbeli bir yapıya sahip olan camii bu çalışmayla 9 kubbeli bir hale gelmiştir. Camii içindeki hatlar ve süslemeler ise yine Kastamonulu ünlü hattat Ahmet Şevki Efendi tarafından vücuda getirilmiştir.

Milli Mücadele yıllarında, Anadolu’yu dolaşarak Kurtuluş Savaşına destek toplayan milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Nasrullah Camii’nde de vaazlar vermiş ve aynı zamanda milli marşımız olan İstiklal Marşı T.B.M.M.’de kabulünden önce ilk defa burada okunmuştur.

 a- Nasrullah Cami Mimarisi

Kastamonu Merkezinde Hepkebirler Mahallesindedir. Ulu Cami tipinde, altı kagir ayakla taşınan dokuz kubbeli bir yapıdır. Harim, batı yönünde ikisi aynalı tonozlu, biri kubbeli üç bölüm ile genişletilmiştir. Kuzeydeki giriş kapısı önünde yedi bölmeli son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yerinin giriş kapısı-mihrap aksına gelen bölüm kubbe, diğer bölümler ise aynalı tonoz ile örtülüdür. Özgün minare yeri ypının kuzeybatı köşesinde görülmekte, ancak bugünkü minaresi camiden birkaç metre uzakta yer almaktadır. Yapı tuğla taş almaşık duvarlı, kurşun üst örtülüdür.

Cami 1506 yılında Nasrullal el-Kadı bin Yakup tarafından yaptırılmıştır.

İlk yapılışı altı kubbeli olan yapı 1746 yılında Kastamonulu Reisülküttab Hacı Mustafa Efendi tarafından onarılmış ve mihrap yönündeki üç kubbe, batı tarafındaki aynalı tonozlu bölümler ve son cemaat yeri bu evrede ilave edilmiştir. Yapının bir sonraki onarımı 1875 yılında Kastamonu Valisi Naşid Paşa tarafından toplanan yardımlarla gerçekleşmiştir.

Bu tarihten önceki minaresi hakkında yeri dışında bilgi sahibi olmadığımız camiye, 1915 yılında, binadan kopuk olarak bir minare yapılması kararlaştırılmış, minarenin hafriyatı aynı yıl tamamlanarak, şehir ulemasından Hafız Osman Efendi’nin dua okumasıyla törenle temeli atılmıştır. Bilinmeyen bir tarihte duvarlarla örülmüş olan yedi bölümlü son cemaat yerinin kemer araları 1940 yılındaki onarımda açılmış, 1945 yılında kubbe kurşunları, daha sonraki onarımda alçı pencereleri ile değiştirilmiştir.

Camiye vakfedilmiş Kastamonu merkezinde 30 kadar dükkan, iki han ve bir mağaza olduğu bilinmektedir.

Son cemaat yerinden cami harimine açılan kapının hafif kavisli kemeri üzerinde inşa kitabesi yer almaktadır. Kitabede inşa edildiği dönemin padişahı ve bânisi Nasrullah Kadı’ya duadan sonra yapılışının 912/1506 tarihine rastladığı belirtilmektedir.

b- Nasrullah Cami Kitabesi
“Emere bi binai haze’l mescid il-mübareki fi eyyami devlet is-sultan il-azam ve’l hakan il-muazzam es sultan ibn İs sultan Beyazid bin Muhammed han hallede’illahü mülkeh iftihar ül-kudati ve’l hükkam iş şeriri mübin ve’l ahkam el kadı Nasrullah Bin Yakub ahsene’llahü avakıbeha amin çünki tarih oldu işbu cami’a  sahibine iki alem hayranı ver ya mücib”


c- Nasrullah Medresesi:
 Nasrullah El-Kadı b. Yakup’un 1506 tarihinde yaptırdığı caminin yakınında bir medresesinin bulunduğu iddia edilmekte ancak herhangi bir kaynak gösterilmemektedir. Caminin kıble tarafından günümüzde bulunan Münire Medresesinin bu iddia edilen Nasrullah Medresesine ait arsa üzerine yapılmış olabileceği gibi, Münire Medresesine değişik dönemlerde de bu ismin verilmiş olabileceği mümkündür.

d- Nasrullah Şadırvanı
Caminin kuzeyinde içerisinde çokgen planlı iki taş havuzu bulunan bir şadırvandır. Havuzların üstünü iki kubbe örtmektedir.  Yapı tuğla taş almaşık yapıdadır. Ancak bugüne kadar gördüğü onarımlardan dolayı özgün yapısını kaybetmiştir.

Şadırvan 1752 yılında Bedii kısa adlı Hacı Bedii Ahmed Ağa bin Hacı Mahmud Ağa tarafından yaptırılmıştır. 1862 yılında şadırvan İzbelizade Mustafa Bey tarafından tamir ettirilmiş.

Şadırvanın suyu ile ilgili olarak Kastamonu’daki yaygın bir görüş, burada su içen yabancıların 7 yıl içinde ya Kastamonu’ya döneceğine, ömründe 7 kere daha Kastamonu’da bulunacağına ve su içenlerin Kastamonu’dan evlenip kalacağına dair çeşitli anlatımlar çevresinde dönmektedir.


Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi
Kastamonu’nun dinsel atmosferinin tarihteki yolculuğunda en önemli durak olan Şeyh Şaban-ı Veli ve ona ait olan külliye, bölgedeki inanç turizminin merkezidir.

Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli ile birlikte Anadolu’nun üç sacayağından biri olarak kabul edilen Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli ve tarikatı için kurulmuş olan külliye1470/80–1650 yılları arasında yapılmıştır. Külliyenin adını aldığı Şeyh Şaban-ı Veli, 1490’lı yıllarda bir Berat Kandili gecesinde bir kayda göre Taşköprü İlçesi Harmancık Mahallesi’nde, bir kayda göre de Hanönü İlçesi Çakırçayı Köyünde dünyaya gelmiştir. Hz. Pir’in vefatı ise 1569 tarihinde Kastamonu’da gerçekleşmiştir.

Yapıların gelişimi şu anda külliye içerisinde mezarı da bulunan Seyyit Süneti Efendi’ye ait mescidin büyütülmesi ile başlamıştır. İçinde Şeyh Şaban-ı Veli ve postnişinlerinin bulunduğu türbe ise 1611 yılında yapılmış ve içinde 16 adet sanduka yer almaktadır. Halveti Tarikatının Şabaniye kolunu bulunduğu külliye içerisindeki yapılar arasında yer alan camide itikâf odaları bulunmaktadır. Türbeyi, saran hazirede ise Kastamonu’da görev yapmış yüksek memurlar ile kentin önde gelmiş isimlerinin mezarları bulunmakta.

Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi içinde camii, türbe, asa suyu, şadırvan, kütüphane, dergâh evleri ve bir de Vakıflar Bölge Müdürlüğüne ait Vakıf Müzesi yer almaktadır.

Günümüzde Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi, cami, türbe, kütüphane, asa suyu, dergâh konakları ve şadırvan oluşan bir yapı topluluğudur.

a- Cami
Hisarardı Mahallesi Gümüşlüce Caddesinde yer alan Şeyh Şaban-ı Veli  Külliyesinin en önemli parçasıdır.10.50x19.50 m boyutlarında dikdörtgen planlı harimi, ahşap tavan ve kiremit kaplı ahşap çatı ile örtülüdür. Girişi doğu cephesindedir. Mihrap aksına gelen kuzey duvarının önünde, ahşap halvet hücreleri yer almaktadır. Kagir beden duvarlarının kalınlığından yararlanılarak ayrıca halvet hücreleri oluşturulmuştur. Caminin minaresi kuzeydoğu köşede yer alır.

1459-60 yılında öldüğü rivayet edilen Şeyh Sünnet Efendi’nin bugünkü caminin yerinde ahşap bir mescidi olduğu bilinmektedir. 1560-1 yılına ait Mühimme kaydında Seyit Sünneti Mahallesi’ndeki mescidin, Şeyh Şaban-ı Veli’nin seçimine binaen camiye tahvilinden bahis olunmaktadır. Bu kayıt, daha önce aynı yerde Şeyh Sünneti Efendi tarafındna yaptırılan mescidin Şaban Veli tarafından camiye çevrildiğine işaret etmektedir. Bugünkü caminin kapısı üzerindeki yazıta göre, 1580-1 yılında III. Murad’ın mürşidi Şuca Efendi tarafından yeniden inşa olunmuştur. 1702-3 tarihinde caminin bitişiğindeki derviş odaları, matbah, pencere ve halvetleri tamir ettirilmiştir. 1748-9 yılında tekrar onarılmış, 1950 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan onarımda minare de yenilenmiş son olarak da külliye 2010 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından onarım görmüştür.

Cami içersindeki va’z kürsüsü ve minber kapısı sedef kakmalı işçilikleri ile göz kamaştırıcıdır. Kürsü Hasan Çelebi tarafından 1641 yılında yapılmıştır.

Cami bir dergah camisi olarak değerlendirilmektedir. Çünkü Halveti tarikatının zikir ve ayinleri bugünkü caminin yerinde bulunan mescide başlamış, yeni caminin yapılması ile de yine cami içinde devam ettirilmiştir.

b- Türbe
9.50 x 9.50 metre boyutlarında kare planlı, kubbe örtülü, kesme taş cepheli ve özenli işçilikli bir yapıdır. Doğu ve batı cephelerinde birer kapısı vardır.  Batı duvarından bir, güney duvarından iki penceresi bulunmaktadır. Türbe içerisinde 16 sanduka vardır.

Türbenin inşasına Sultan I. Ahmed’in Sadrazamı Kuyucu Murat Paşa’nın kethüdası Ömer Fuadi tarafından Şaban-ı Veli’nin 1568 yılındaki lümünden  yedi yıl sonra, 1575 yılından başlanmış, inşaat pencere üst seviyelerine kadar devam etmiş, ancak Murat Paşa ile kethüdasının Diyarbakır’da Nasuh Paşa tarafından idam ettirilmeleri üzerine tamamlanamamıştır. İki yıl sonra tekrar başlayan inşaat, Küre Kadısı Akkaş Hibetullah Efendi ile Dergah-ı Ali kapucubaşılarından Mehmed Ağa ve ulemadan Derviş Ömer’in katkıları ve Kastamonuluların yardımıyla, türbenin girişindeki yazıta göre 1611-12 yılında bitirilmiştir.

 

c- Şaban-ı Veli Türbesi’nin kapısı üzerindeki yazıt

“Kethüda bey kim ömerdir nam ana türbeye sıdkile etti iktida

Çünkü anlar gitti dar-i rahmete cem olu ben yaptılar ehl-i saha

Bed’ine Derviş Ömer tarih dedi merkad-ı Şaban-i sultan-i beka”

 

Türbenin doğu kapsının üzerindeki yazıttan, kapıyı 1618 yılında, Kastamonu Valisi Kurşuncuzade Mustafa Paşa’nın açtırdığı anlaşılır. Türbe, külliyenin giriş kapısındaki yazıtlara göre külliye ile birlikte 1775 yılında Mehmed Paşa tarafından ve 1845 yılında da yeniden tamir ettirilmiştir.

Türbe içindeki sandukaların en büyüğü Şeyh Şaban-ı Veli’ye aittir. 13 sanduka dergahta şeyhlik görevinde bulunmuş kişilere, diğer iki tanesi de Şaban-ı Veli’nin ibrikdar ve peşkirdarına aittir.

d- Kütüphane
Külliye içerisinde yer alan kütüphane, bugün doğusuna ilave edilen bir mekanla birlikte ibadet mekanı olarak kullanılmaktadır. Özgün yapının; kare planlı, girişi batı duvarından olan, batı ve doğu cephelerinde birer pencerenin bulunduğu, aynalı tonozla örtülü olduğu anlaşılmaktadır.

Güney duvarından bitişik olduğu Şeyh Şaban-ı Veli’nin türbesiyle birlikte 1611 yılında inşa ettirilmiştir. 1810 yılında 132 cilt kitap barındıran kütüphane, 1922 yılında 29’u el yazması 239 kitaba sahipti.

e- Şadırvan
Külliye içerisinde dergâh evleri arasındadır. Dairesel şadırvan teknesi taştandır. Etrafından sekizgen oturma yeri ve ahşap dikmelerle çardak yapılmış, üstü kiremit kaplı piramidal çatı ile örtülmüştür. Şadırvan yazıtına göre 1900 yılında Fatma Hanım tarafından yaptırılmıştır.

Külliyede ayrıca bir de asa suyu bulunmaktadır. Yaz kış aynı oranda akan suya halk arasında “ebuzemzem” ismi verilmektedir. Kimi hastalıklara şifa olduğuna inanılmaktadır.

f- Dergah Konakları
Külliye içindeki dergâh konakları da 1900 yılında Mahmud Sırrı Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Dergah Evlerinden Camiye yakın olanı günümüzde Şeyh Şaban-ı Veli Vakıf Müzesi adı ile özel müze olarak hizmet görmektedir. 2006 yılında Kastamonu ve bölgesindeki vakıf eserlerini ve Şeyh Şaban-ı Veli ve külliyesinde kullanılan eşyaların korunması, sergilenmesi için açılmış bir müzedir. Müzede, Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı cami ve mescitlerden elde edilen tarihi eser niteliği kazanmış teberrukat eşyaları ve tekke eşyaları sergilenmektedir.  Eser grupları arasında; Kastamonu dışında Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Kırşehir Kayseri ve Tokat yöresine ait halı ve kilim örnekleri yer almaktadır.     

Müzede, el yazması Kur'an-ı Kerimler, yazma eserler, hat levhalar şamdanlar, kandiller,sadaka taşları ile binanın birinci katında Hz. Pir şeyh Şaban - ı Veli' nin özel eşyaları, dini - tarikat eşyaları ile Kastamonulu hattatlara ait hat eserleri sergilenmektedir. Müzenin sahip olduğu 462 eserin büyük bir bölümü Kastamonu’dan, bir kısmı da Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün sorumlu olduğu illerden toplanan eserlerden oluşmaktadır.

Müzenin birbirinden değerli eserleri arasında Şeyh Şaban-ı Veli’nin kişisel eserleri, 1600’lü yıllardan kalma ve çok önemli bir geleneği gösteren Sadaka Taşı, 1182 yılından kalma el yazması Kuran-ı Kerim ve stil kritik açısından Kastamonu’ya özgü olan kandiller oldukça ilgi görmektedir.

g- Dergah Haziresi (Mezarlık)
Şeyh Şaban’ı Veli Külliyesinin girişinde solda yer alan mezar, Seyyid Sünneti Efendi’ye aittir. Sünneti Efendi’nin soy kütüğü Hz. Muhammed’e kadar uzanmaktadır.  Asıl ismi Ahmed olarak bilinmektedir. Kendisi Kastamonu’ya dışarıdan gelmiş günümüz Şeyh Şaban-ı Veli Caminin yapımın önceki mescid ve halvet alanlarını içeren bir ibadethane yaptırmıştır.

Türbe yanında yer alan hazire de ise değişik sınıflardan v ölüm tarihleri 1800’lü yıllardan 1910’lara erkek ve kadınlar yatmaktadır. Bunlar arasında Kastamonu Askerlik Dairesi ilk reisi Sadık Paşa, Kastamonu Valilerinden Edhem Pertev Paşa, refik Bey, Vali yardımcılarından Kudsizade Mehmed Akil, Mustafa Şerif Bey, Kastamonu Valisi Mehmed Reşip Paşanın hanımı Fatma Hanım, Vali Reşid Paşa’nın zevcesi Emine Hanım gibi isimler sayılabilir.

YAKUP AĞA KÜLLİYESİ
Yakupağa Külliyesi içerisinde bulunan yapılar 1514-1547 tarihleri arasında inşa edilmiştir. Külliyede cami, imaret ve misafirhane, sıbyan mektebi, ve biri külliye ile birlikte diğeri ise daha geç tarihlerde yaptırılan iki medrese yer almaktadır.

Külliye içerisindeki Yakupağa Camisi, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün arşivlerine göre 1514 yılında Yavuz Sultan Selim’in hocalarından olan ve yine Kastamonu’daki Çifte Hamamı da yaptıran Halimi Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Kapısı üzerindeki kitabeye göre de cami, 1547 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Kilercibaşı Yakup Ağa tarafından tamir ettirilmiştir.

Yakupağa Camisi kubbeyle örtülü kare planlı harim, ve üç kubbeli son cemaat yerinden oluşmaktadır. Caminin ahşap kapısı, Kastamonu’nun diğer camilerin de olduğu gibi sanatsal bir zevkle yapılmıştır. Ahşap ve sedef işçiliğinin bir arada kullanıldığı cami kapısı ahşap oyma sanatının nadide örneklerinde biridir.

Külliyedeki yapılardan biri olan imaretin inşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Yapı, duvar tekniğinin Yakupağa Camisi’ne benzerliğine dayanarak 1547’ye tarihlenmektedir. L planlı yapı kesme taş kaplama tekniğiyle inşa edilmiştir.

Külliyenin batısında sıbyan mektebi yer almaktadır. Halim Çelebi tarafından 1514 yılında camiyle birlikte inşa edilmiştir. Dikdörtgen planlı ve aynalı tonoz örtülüdür.

Külliye içerisinde iki medrese bulunmaktadır. Külliyenin batısında yer alan dikdörtgen planlı kubbeli dört hücre ve önündeki altı kubbeli revaktan oluşan medresenin 1547 yılında inşa edildiği kabul edilmektedir. İkinci medrese, birincinin güneyinde yer almaktadır. L planlı, uzun kenarında altı, kısa kenarında iki, toplam sekiz tonozlu hücreden oluşan bu medresenin daha geç bir tarihte inşa edildiği düşünülmektedir.

Kalenin eteklerinde şehre hâkim olan bir panaroma da yer alan külliyede, günümüzde geleneksel helva evi, Kastamonu yöresine özgü hediyelik eşya satış alanları ve dinlenme mekânları yer almaktadır.

BENLİ SULTAN KÜLLİYESİ
Benli Sultan Külliyesi, Kastamonu merkezine27 km. uzaklıkta Ilgaz Dağı’nın eteklerinde buluna Ahlat Köyü’nde yer alır.

Benli Sultan hakkında yazılı kaynak neredeyse yok denecek kadar azdır. Gerçek isminin Muhyiddin olduğu ve 15. yüzyılda yaşadığı düşünülmektedir. Özellikle Şeyh Şaban-ı Veli’nin yakın bir dostu olduğu ve Şaban-ı Veli’den büyük olduğu efsaneler arasında geçmektedir.

 Kanuni Sultan Dönemi’nin önemli vaizlerinden olan ve Şeyh Şaban-ı Veli2nin de cenaze namazını kıldıran Kastamonulu Şeyh Muharrem Efendi’nin Benli Sultan’ın öğrencisi olduğu bu kısıtlı sayıdaki kaynaklarda yer almaktadır.

Hakkında ulaşılabilen en eski kaynak olan eş-Şakâiku’n-nu’maniyye’de Benli Sultan, Yavuz Sultan Selim dönemi âlimleri arasında sayılmaktadır. Bu eserde unvanlarıyla birlikte tam adı “Ebû Şâme Şeyh Muhyiddîn Mehmed/Muhammed Benli Sultan” olarak geçmektedir.Benli Sultan gönüller sultanı olduğu gibi bölgenin zor coğrafi ve iklim şartlarına da boyun eğmeyen, hatta vahşi hayvanlarla bile ünsiyet kurabilen bir zat olduğu bilinmektedir.

a- Külliye
Benli Sultan Külliyesi, yüksek bir rakımda ve yoğun ormanlar içerisinde yer alan Ahlat Köyü’nün Benli Sultan mahallesinde yer alır. Külliye, cami, mutfak, misafirhane ve türbeden oluşmaktadır. Kayıtlarda külliye içerisinde medrese ve kütüphanenin de olduğu geçmekteyse de günümüzde bu yapılar yoktur.

Külliyenin esas unsurları, kuzeyden güneye doğru mutfak, cami ve nakiphane ile üç metrelik bir aradan sonra türbe binası olarak sıralanmıştır. Aralarına tuğla kuşaklar konularak harçla moloz taşından yapılmış olan ilk üç bölümün kapıları doğu taraftan açılmıştır. Camiye girilen cümle kapısının söveleri renkli mermerden geçmeli olarak yapılmış olup üzerinde yuvarlak kemeri ve yazısız kitabe taşı vardır. Kapı girişinde diğer bölümlere de geçilen bir sofa vardır. Harim kısmına iki basamaklı merdivenle çıkılmaktadır. Döşemesi ahşap olan bu kısmı örten kubbeye köşelerden istiridye kabuğu desenli yarım kubbelerle geçilmiştir. Mihrap alçı ve mukarnaslarla süslüdür. Minber ahşaptır. 7 x 7 m ebadındaki caminin batı tarafında basık kemerli iki pencere bulunmaktadır. Kapı tarafında ve tabana yakın kısmında ise sivri kemerli bir kör pencere vardır. Duvar kalınlığı 113cm olan camiden mutfak ve nakiphane tarafına açılan iki adet kapı ve cami ile mutfak arasında da demir parmaklıklı iki pencere vardır.

Camiye göre kuzeyde bulunan mutfağa hem cami hem de doğu tarafından kapı açılmaktadır. Pencere ve örtü sistemi cami ile aynı olan bu bölümün de dışarıya ve camiye açılan iki kapısı vardır.

Mutfak ve cami ile aynı büyüklükte olan kıble tarafındaki bölümün de dışarıya ve camiye açılan iki kapısı vardır.

b- Türbe
Türbe girişinde 7 basamakla çıkılan ahşap bir salon bulunmaktadır. Moloz taştan yapılan bina 7 x 7 m ölçülerinde ve kare planlıdır. Üstü kubbe şeklindedir. Giriş hafif kemerli bina köşelerinden tavana yarım kubbelerle çıkılmıştır. Kuzey ve güney duvarında üç sıra pencere bulunmaktadır. Batı duvarında da bir pencere vardır. Türbe içinde 7, türbeye geçilen ahşap salonda 3 sanduka vardır. Türbenin güneyinde yani kıble tarafında, en öndeki büyük sanduka Benli Sultana aittir. Türbedeki bir başka sanduka ise Benli Sultan’dan sonra dergâha şeyh olan Mahmut Efendiye ait olup ölüm yılı ise bilinmemektedir. Diğer bir sanduka da yine dergâh şeyhlerinden Mehmet Şani Efendi’ye aittir. Türbedeki bir diğer sanduka ise Benli Sultan’ın müritlerinden aynı zamanda demirci olan Mehmet Efendi’ye aittir.

16. yy başlarında kurulduğu düşünülen bu külliye, Ilgaz Dağı’nın kuzey eteklerinde Ahlat Köyü Benli Sultan Mahallesi’nde yer alır. İlk kuruluşuna ilişkin kayıtlar külliyenin cami, mutfak, nakiphane, misafirhane ve bir medreseden oluştuğunu söyler.

Külliye, camii ve türbesi ile birlikte İslam dini açısından oldukça önemli olması yanında Ilgaz Dağı’nın etrafını saran kutsal inanışlara ev sahipliği yapması açısından da önemlidir.


MAHMUT BEY CAMİİ
1292-1461 tarihleri arasında Kastamonu’nun da içinde yer aldığı Batı Karadeniz Bölgesinde Candaroğulları Beyliği hüküm sürmüştür. Beyliğin başkenti Kastamonu’da o dönemden kalan eserler arasında en önemlisi Kastamonu’nun15 kmkuzeybatısında yer alan Kasaba Köyü’ndeki Mahmut Bey Camidir. Cami 1366 yılında dönem emiri Kötürüm Beyazıd’ın (1361-1385) kardeşi Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır.

Camii, mihraba dikey üç nefli kurgusuyla dikdörtgen planlı olarak zengin bezeme anlayışıyla dönemindeki diğer camiler arasında öne çıkar. Ahşap direklerle desteklenen tavan, bindirme şeklinde yapıya yerleştirilmiştir. Anadolu’da, Beylikler Dönemi içerisinde ölçeğine göre bu derece özgün ve zengin bezeme karşımıza çıkmamakta. Cami 13. yüzyılda inşa edilmiş Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nin, destek ve tavan sistemi ile bezeme anlayışı açısından 14. yüzyılda yapılmış küçük ölçekli bir tekrarı gibi olsa da Eşrefoğlu Camii’nin bir hünkâr yapısı olmasına karşın Kasaba Köy’deki Mahmut Bey Camii’nin hünkârın kardeşinin yaptırmış olmasıyla da ayrıcalık kazanır.

Cami’nin ünik özelliklerinden birisi de üç farklı seviyede dört mahfil kurgusudur. Cami Anadolu’daki 13–14.yy’lardaki ahşap destek ve örtü sistemine ait yapılar içinde, bezemeye zemin oluşturan mimari kurgu ve bezeme programı açısından da ünik bir yapıdır. Cami eşsiz kalem işi bezemeleriyle 14. yy Beylikler Dönemi içerisinde inşa edilmiş ve günümüze özgün halde ulaşan tek yapı olmasıyla büyük bir öneme sahiptir. Caminin Mahmud oğlu Nakkaş Abdullah tarafından yapılan ve ahşap oymacılık sanatının en üst düzey örneği kapısı da beylik sanatının ulaştığı seviyeyi göstermek adına önemlidir.

Mahmut Bey Caminin bulunduğu bölge, Batı Karadeniz’de doğu-batı iletişimini sağlayan önemli güzergâh olan, antik Sinope ve Amastris kentlerini tarih boyunca karayolu ile birbirine bağlayan bir yoldur. Kasaba Köy’ ün yakın çevresindeki arkeolojik veri ve bulgulara baktığımızda Paleolitik dönemden başlayarak beylikler dönemine kadar kesintisiz bir kronoloji görülmekte.

Kastamonu’da Beylikler Döneminden, kökleri Selçuklu sanatından beslenen yapıların son örneklerinden biridir Mahmut Bey Cami. Gücünün doruğundaki beylik, bir yandan Osmanlı ile yüzünü batıya dönmüş, Sinop Limanı ile de hem Cenevizli tüccarlar hem de Kırım ile yoğun iletişim içinde bulunmuştu. Ayrıca beylik, dönemin göreceli barış dönemlerini yaşamaktaydı. Cami, beyliğin bu dönemdeki sosyo-kültürel ve ekonomik anlamdaki zenginliğinin önemli yansımalarından biridir.

 **************

Kastamonu’da Candaoğulları Beyliği Döneminden kalan şüphesiz en önemli tarihsel yapı ve aynı zamanda çağını aşana bu eşsiz sanat eseri Kasaba Köyü Mahmut Bey Cami’dir. Kastamonu merkezinin15 kmkuzeydoğusunda bulunan bu yapı, mimarisi, bezemeleri, özgün yapısını koruması ve bir hükümdar değil de onun kardeşi tarafından yaptırılmış olmasıyla Anadolu sanatı içerisinde ünik bir yapıya sahiptir.

Caminin hala üzerinde duran orijinal kitabesinde “Mescitler şüphesiz Allah’ındır, öyleyse oralarda Allah’a yalvarırken başkasını katmayın. Bu mübarek ve kutsal mescidin yapılmasını, merhum Adil Bey’in oğlu büyük Emir Mahmud –Allah makamını hoşnut etsin- emretti. (Bu kitabeyi yazan kişi) onu, yediyüzaltmışsekiz senesinin mübarek Ramazan ayında yazdı” denmekte.

Kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı 17,90 x11,55 m. boyutlarındaki yapı, son cemaat yeri ve harimden oluşmakta. Dış duvarları moloz taştan, köşeler ve lentolar kesme taştan yapılan caminin ana yapı malzemesi ise ahşap. Kastamonu’da çivisiz cami olarak da bilinen yapıda metal aksam neredeyse hiç kullanılmamış.Cami, mihraba dikey üç nefli kurgusuyla dikdörtgen planlı, tavanı, ahşap direklerle desteklenen ve bindirme şeklinde yapıya yerleştirilmiş, üç farklı seviyede dört mahfil kurgusu ile ana yapısı tanımlanmaktadır.

2017 Your Company. All Rights Reserved. Designed By Mustafa Topluoğlu

       Şahmeran Konak Butik Otel
Adres    : İsmailbey Mahallesi Mağara Sk. No:2 37100
                Merkez/Kastamonu
Telefon : +90 366 212 16 00
                +90 554 151 16 00
Mail       : info@sahmerankonak.com


Search